Kontakt lens bağımlılığı

Yazan admin Tarih 08 November 08

Diğer bir konu da kontakt lens. Kontakt lens, çok yay­gın kullanılıyor. Artık günümüzde, değişik tipleri var. Ar­tık hemen herkesin bir kontakt lensi var.

Önceden kontakt lens, sadece görme ku­surlarında kullanılıyordu, ama şimdi neredeyse sadece estetik amaçlı kullanılıyor
Evet, doğru! Yani sadece görme kusurlarını düzeltmek için değil, estetik amaçlı da kullanılıyor. Şimdi, her oyu­nun bir kuralı olduğu gibi kontakt lens kullanmanın da kuralları var: Eğer söylenenden daha uzun bir süre kulla­nılırsa veya düzgün bir takma malzemesiyle, solüsyonuyla kullanılmazsa veya yere düştüğünde alınıp tükürükle takılırsa kornea zarar görebilir. Umarım siz böyle yapmıyorsunuzdur.

Ne yazık ki bir zamanlar yaptım. Birçok kez hem de. Lensimi tükürüğümle temizledim
İşte, altına bir şey kaçmasına rağmen takmaya devam edilmesi veya kenarı yırtılmasına rağmen aynı lensin kullanılması gibi durumlarda, korneanın oksijen geçişin­de problem oluyor. Hem mikrop kolaylıkla oraya yerle­şebiliyor hem de yırtık bir kontakt lens uzun süre takıl­dığında kornea oksijensiz kalıyor.

En başta söylediğiniz gibi, nefes alıp vermekte ciddi problem yaşıyor
O zaman da hemen çevredeki damarlar harekete geçi­yor, “Arkadaşlar, orada bir oksijen eksikliği varmış. Haydi, yürüyün savaşa” diyorlar ve korneaya ilerlemeye başlıyorlar. Kornea damarlandığmda, onu tamamen geri çevirmek o kadar zor ki, hatta neredeyse mümkün değil. İşte kontakt lens gibi küçük bir işlem bile, korneanın bu­lanıklaşmasına yol açabiliyor. Onun için kontakt lensleri dikkatli takmak lazım, yani kuralına uymak şart.

Kontakt lens yüzünden korneanın bulanıklaşma ihti­mali olduğunu sizce insanlar biliyorlar mı? Hastalarınız­da bu konuda bir vurdumduymazlık sezinliyor musu­nuz?
Bir defa enfeksiyon geçiren herkes bunu deneyimle öğreniyor. Bir enfeksiyon geçiren, birkaç gün gözü kapa­lı kalması gereken herkes öğreniyor. Ama gençler, henüz enfeksiyon geçirmeyenler, “Bana bir şey olmadı şimdiye kadar. Bundan sonra da olmaz” diye düşünüyorlar. Kontakt lense bağımlı oluyorlar. Gözlüksüz yaşamak is­tiyorlar ve seçenek olarak alternatif gözlükleri de olmu­yor. Bu da hakikaten tehlikeli, yani bağımlılık çok kötü bir durum.

Kontakt lensi sürekli gözünüzde tutamazsınız elbette. Sürekli kullananlar var mıdır acaba?
Var! Diyelim ki 24 saatlik lens verildi. Bu, ideal ko­şullar için geçerli. Oysa her zaman ideal koşullarda ya­şamıyoruz. Medeniyetin etkisi olarak, her yerde klima, her yerde kapalı havalandırma kullanılmaya başlandı. Herkes bilgisayar kullanıyor. Bunlar da korneanın nem­liliğini azaltan, yani göz kuruluğuna yol açan etkenler. Oysa kornea oksijenin bir kısmını hava aracılığıyla göz­yaşından alıyor demiştik. Gözyaşı azaldığı zaman, saçı­mızı saç kurutma makinesiyle kuruttuğumuz gibi gözü­müz kuruyor. Göz kuruyunca oksijen azalıyor ve yine aynı problemler oluyor. Dolayısıyla, kontakt lens için ne kadar takma süresi verilirse, aslında o süreden biraz da­ha az takmak lazım, çünkü her zaman ideal nemlilik kosulunda yaşamıyoruz. Lens taktık, büyük bir iş merkezi­ne girdik, klima var. Hava sıcak, kapalı havalandırma veya arabada klima çalışıyor veyahut da çok uzun süre bilgisayar başındayız. Bunlar da göz kuruluğunu hızlan­dırabiliyor.

Bu lensleri göz doktorları vermeli, değil mi?
Doktorun vermesi çok önemli, çünkü doktor kontakt lensi verirken, bir kere göz tansiyonuna bakacak. İki, gö­zün içine bakacak. Üç, hekim olmayan birinin aklına gel­meyecek sorunları, doğal olarak görecek. Mesela inter­netten kitap ısmarlıyoruz, ama bu çok sağlıklı bir seçim olmuyor, çünkü kitapçıya gidip baktığımız zaman fark et­meden başka kitaplar da görebiliyoruz. Göz muayenesi de bunun gibi. Göz doktoru bilinçli olarak bakacağı için bazı hastalıkları, mevcut bazı hastalıkları görebilir. Mese­la göz tümörü gibi. Doktor olmayan birinin gözün içinde­ki tümörü görmesine imkan yok, bakmasına imkan yok, çünkü aleti yok. Bu konuda iyi yetiştirilmemiş oluyor. Ama doktor tarafından kontakt lens takılırken fark edi­len göz tümörü vakası var. Bu nedenle mutlaka doktor kontrolünde olmalı. İkincisi de doktor, hastalıkları daha iyi bildiği için kontakt lense bağlı gelişebilecek durumları daha iyi bilir. Sonuçta bir kişinin göz doktoru olması için 6 sene tıp fakültesi, üzerine 4 sene, hatta şimdi 5 sene göz ihtisası ve onun üzerine uzun süre kontakt lensle uğraş­ması gerektiği göz önüne alınacak olursa, neden bu kadar önemli olduğu anlaşılır.

Çünkü herhalde gözyaşı eksikliği…
Her yaşta ama aynı zamanda ileri yaşlarda da olu­yor. Doğru.



Stres kalbi nasıl etkiler ?

Yazan admin Tarih 06 November 08

İş yaşamı, çocuk bakımı, gelecekle ilgili kaygılar daha doğrusu yaşamın kendisi stres kaynağı­dır. Ayrıca kalp yetersizliği tanısı sizin ve aileniz için de stres kaynağı olabilir. Düşük düzeyde stres yaşamın itici gücüdür.

Ancak stres ve gerilim düzeyinin artması…
* Kalbin hızlı çalışmasına,
* Kalbin kanı pompalamada zorlanmasına,
* Tansiyonun yükselmesine,
* Kalbi besleyen damarların daralmasına,
* Kandaki kolesterol düzeyinin yükselmesine neden olur.

Ayrıca stres ve gerilim ruhsal çöküntüye de ne­den olur. Bunun sonucunda;
* İştah azalması veya aşırı yemek yeme,
* Uyku bozukluğu,
* Cinsel isteksizlik,
* Hayattan zevk alamama,
* Huzursuzluk gibi ruhsal çöküntü, belirtileri de ortaya çıkar.

Strese sebep olan tüm nedenleri ortadan kaldırmak olanaksızdır. Ancak bazı yöntemler yardımıyla bunlarla baş etmek daha kolay olacaktır.

Stresi azaltan yöntemler
* Sizi sıkıntıya sokan nedenleri ailenizle, yakın ar­kadaşlarınızla paylaşın, destek isteyin.
* Günde en az bir kez 15-20 dakika için rahat ve sessiz bir ortamda tek başınıza oturun ve yavaş yavaş nefes alın. Bu sırada sizi mutlu edecek şeyler düşü­nün.
* Tüm yaşam sorunlarınızı çözmeye çalışmayın, değiştiremeyeceğiniz durumları kabullenin.
* Stresli bir durumla karşılaştığınızda içinizden 10′a kadar sayın, yavaş ve derin derin nefes alın (Bu işlem kalbinizin hızını yavaşlatarak hem kalbin yü­künü azaltır hem de sizin gevşemenizi sağlar).
* Sigara ve alkol gibi maddeleri stres atmak ya da rahatlamak için kullanmayın, bunlar sizin yakınma­larınızın daha da artmasına neden olur.
* Düzenli hareket yapın. Hareketler sizi zorlama­yan, zevk alacağınız hareketler olmalıdır (yürüyüş, bisiklete binme, yüzme vb.).
* Uyku öncesi hareket yapmamaya özen gösterin.
* Uyumak için yattığınızda güzel şeyler düşünme­ye çalışın.

Size uygun hareketin tipini ve yoğunluğunu doktor ve hemşirenize danışın.
* Günlük işlerinizi planlayın,
* Hayır demeyi öğrenin,
* Herkesin sorununu çözmeye çalışmayın,
* Kendinize zaman ayırın,
* Kalp hastalığı olan diğer kişilerle görüşün, sos­yal aktivitelere katılın. Paylaşmak sizi mutlu ede­cektir.

Tüm bunlara rağmen stresle baş etmekte zorlanıyorsanız mutlaka doktor ve hemşirenizden yardım isteyin.

Kalp yetersizliği nedir ?

Yazan admin Tarih 05 November 08

Kalp özel bir kas dokusundan yapılmış meka­nik pompa gibi çalışan bir organdır. Vücut doku­larına oksijen ve besin sağla­mak amacıyla günde yakla­şık 6000-7000 litre kan pompalar. Kalbin iş gücünün ciddi olarak bozulması nede­niyle; istirahatte ve normal aktiviteler sırasında, dokula­rın ihtiyaçlarını karşılayacak miktarda kanı pompalaya-maz ve ortaya “kalp yetersiz­liği” tablosu çıkar.

Kalp yetersizliğine neden olan ana bozukluk, kalp ka­sının kasılma gücündeki azalmadır. Kalp yetersizliği arttığı zaman, vücudun bazı bölgelerinde (örn; akciğerlerde, bacaklarda, oturma yerlerinde, ka­raciğerde vb.) su toplanabilir.

Kalp yetersizliğinin nedenleri
Doğrudan doğruya kalp kasının hastalanma­sına neden olan sebepler:
• Koroner arter hastalığı,
• Kalp kasının infeksiyonu,
• Kalp kasının gücünü doğrudan etkileyen ge­netik kalp kası hastalıkları.

Kalbin genişlemesini engelleyen ve doluş sü­resini azaltan nedenler:
• Kalp zarının iltihabı,
• Taşikardi denilen çarpıntılar.

Kalbin aşırı yüklenmesine neden olarak kalp kasının kasılma gücünü azaltan nedenler:
• Romatizmal kapak hastalıkları,
• Hipertansiyon,
• Doğumsal kökenli delikler veya geçişler,
• Tiroid bezinin fazla çalışması,
• Kronik akciğer hastalıkları.

Kalp yetersizliğinin belirtileri nelerdir ?
Nefes darlığı: Başlangıçta aşırı hareket ile nefes darlığı olur. Has­talık ilerledikçe istirahatte de olmaya başlar. Bazı hastalar uykudan ani ne­fes darlığı ile uyanır ve oturma ihtiyacı duyarlar. Çoğunlukla iki yastıkla yatarlar.

Aralıklı öksürük veya hırıltılı nefes alma: Akciğerlerde suyun birik­mesine bağlıdır. Beyaz ve­ya pembe köpüklü bal­gamla birlikte bulunabilir.

Ödem (Vücut dokularında sıvı birikmesi): Ayak, topuk ve bileklerde şişmeler olur. Hastalar ayakkabılarının sıktığını ve çoraplarının iz bıraktı­ğını fark ederler.

Çarpıntı: Kalp hızında artma çar­pıntı olarak hissedilir.

Yorgunluk-halsizlik: Alışveriş yapma, merdiven çıkma, yürüyüş gibi gün­lük aktivitelerde yorgun­luk hissedilir.

İştahsızlık - bulantı: Aşırı suyun sindirim siste­minde birikmesi sonucu olur. Kişi midesinde sü­rekli dolgunluk hissi nede­niyle yemek yeme isteğini kaybeder.

Düşünce sürecinde değişme: Unutkanlık, sinirlilik ya­şanabilir. Bu gibi durum­lar aile bireylerine ve arka­daşlarına bildirilmelidir.

Kalp yetersizliğinde tedavi yaklaşımları nelerdir ?
Kalp yetersizliği uygun şekilde tedavi edilmedi­ğinde yaşam kalitesini azaltan zor bir hastalıktır. Ancak önerilen ilaçlara, yaşam şekli değişiklikleri­ne uyum sonucunda kalp yetersizliğine bağlı yakın­malarınız azalır, yaşam kaliteniz artar.

Sonuçta kalp yetersizliğinizin başarılı bir şekilde kontrolü öncelikle sizin ve ailenizin doktor ve hem­şirenizin önerileri doğrultusunda;
* Yaşam şekli değişikliklerine,
* Diyete,
* Verilen ilaçları düzenli kullanmanıza,
* Sağlık kontrollerine tam uyum sağlamanıza bağlıdır.

Detoks

Yazan admin Tarih 03 November 08

Çoğu insan için detoks sözcüğü alkol ve uyuşturucuyu çağrıştırmaktadır, ancak detoksifikasyon doğal bir süreçtir. Aslında, içsel detoksifikasyon vücudunuzun en temel otomatik işlevlerinden biridir. Kalbiniz durmadan çarparken ve ciğerleriniz sürekli nefes alıp verirken, metabolik süreçler toksinlere maruz kalıp durmaktadır. Siz toksinlerinizi karaciğer, böbrekler, kolon, akciğerler, lenf ve cilt yoluyla atarsınız. Örneğin, bir fincan kahve içtiğinizde, karaciğeriniz kafeini daha zararsız bir maddeye dönüştürür ve ordan sonra bu madde idrara karışır.

Mükemmel bir detoks programı doğal arınma sistemlerinizi harekete geçirir ve vücudunuzu içindeki kimyasallardan ve toksinlerden kurtulması için cesaretlendirir. Yanlış beslenme alışkanlıkları, kirlilik, çevresel kimyasallar, hormonlar ve olağan şüpheliler -sigara, uyuşturucu, alkol ve kafein- sağlıklı bir yaşam için belli bir düzene oturtulmalıdır.

Detoksifikasyon programı vücudunuzun doğal temizliğini şu şekilde sağlar:
• organlarınızı dinlendirir (özellikle de çok yorulmuş olan sindirin sisteminizi)
• karaciğerinizi toksinlerin atımı konusunda harekete geçirir
• bağırsak, böbrek ve cilt yoluyla toksinlerden arınmayı hızlandırır
• dolaşımı hızlandırır
• vücudunuzu sağlıklı besinlerle doldurur.

Güzelliğe faydaları
Üç günlük detoks programıyla aşağıdakilere sahip olacaksınız:
• Cildiniz dinlenmiş, yenilenmiş ve canlanmış görünecek
• Cildinizin doğal parlaklığı, kılcal damar dolaşımı ve lenfatik drenajın artmasıyla geri gelecek
• Cilt kızarıklıkları, lekeler ve noktalar kaybolacak.
• Gözlerinizin akı daha da beyaz olacak
• Gözlerinizin etrafındaki koyu renk halkalar yok olacak.
• Cilt dokunuz daha pürüzsüz ve yumuşak olacak.
• İnce çizgiler daha az görünür olacak.

Detoksun diğer yararları
Bir detoks programından başka ne alabilirsiniz? Vücudunuzda biriken pislikten kurtulabilirsiniz, selülit oluşumunu önleyebilirsiniz, kaslarınız sıkılaşır ve hem cildiniz hem de vücudunuz sağlığına kavuşur. Sindirim sisteminizi temizler, vücudunuzun asit-alkalin dengesini yeniden sağlar ve organlarınızın işlevlerini daha iyi yapmasını sağlar. Detoks aynı zamanda uzun süreli değişiklikler yapmak üzere yaşam tarzınıza ve yediklerinize de şöyle bir dönüp bakmanıza sebep olur. Kısacası, detoksifikasyon sizin kendinizi iyi hissetmenizi sağlayacak her şeyi verecektir.

Neden detoks ?
Detoks yeni bir şey değildir. Hızlandırma -bir tür detoksifikasyon-tıptaki en eski terapötik uygulamalardan biridir. Antik Yunanların Batı tıbbının babası olarak adlandırdığı Hippocrates, hızlandırmanın sağlık getiren bir şey olduğunu söylemiştir. Binlerce yıldır Hindistan’da kullanılan Ayurvedik tıp da, hastalıkları önlemek ve pek çok kronik duruma müdahale etmek için detoksifikasyonu kullanmaktadır.

Toksin, vücudunuza zarar veren ve çeşitli etkilerde bulunan maddelere verilen isimdir. Toksisitenin bir sebebi çevresel toksinlerdir. Metabolik atıkların ve toksinlerin vücudumuza kolayca girebildiği, ama aynı şekilde çıkamadığı toksik bir ormanda yaşıyoruz. Sadece Birleşik Devletler kimya sanayi her yıl her bir Amerikalı başına 400 kilo kimyasal üretiyor ve atıyor. Bunların hepsinin sonu ülkenin suları, gıda zinciri, atmosferi ve sonunda da tüm nüfusunun vücutları oluyor. Amerikan tarımında bir kişinin yiyeceğinde her yıl ortalama 4.5 kilo tarım ilacı kullanılıyor! Avustralya’da da durum bundan pek farklı değil.

Fazlasıyla işlenmiş gıdalardan oluşan ya da dengesiz diyetler sindirim sisteminizi kötü etkiler. Toksinlerden tek etkilenen yer sindirim sisteminiz değildir. “Kötü” yağlar, alkol, kafein ve şekerin içinde bulunduğu diyetler karaciğerinizi yorar. Yediğimiz hayvanlara verilen hormonlar ve antibiyotikler, koruyucular, gıda boyaları, işlenmiş su ve gıdalar tam birer toksik yüküdür. Uzun süren zihinsel stres ve kötü duygular da bunu içeriden tetikler. Yetersiz egzersiz de buna tuz-biber olur. Vücudun doğal oksijen döngüsüyle arınması egzersize bağlıdır.

Vücudunuzun kendini koruyucu önlemleri vardır. Bu tehlikeli toksinleri mukus ya da yağ ile kuşatır ve bağışıklık sistemine zarar vermesini önlemeye çalışır. Bu başlı başına diyetinizi ve vücudunuzu yağdan uzak tutmanızı gerektirmektedir: bazı insanların toksik asitleriyle baş etmek için altı kilo yağ depo ettiklerine inanılmaktadır.

Böbrek ve bağırsaklarınızın yanında, cildiniz de detoksifikasyonda önemli rol oynar. Eğer kolonunuz toksinlerle dolarsa, karaciğeriniz görevini gerektiği yapamaz. Atamadığı toksinleri de akne, sivilce gibi şeylerle dışa vurur. Bu tür cilt bozuklukları atılamayan toksinlerle oluşmaktadır.

Detoks diyetleri
Çok sayıda detoks diyeti vardır, ancak hangisini seçerseniz seçin, aşağıdaki üç ana elementi izlemelisiniz:
• arınma
• yeniden yapılanma
• olanı koruma

Arınmak için çeşitli sıvı detokslarını uygulayabilir ya da kırmızı et, şeker, tuz, işlenmiş gıdalar, alkol, kafein gibi yiyecek ve maddelerden uzak durabilirsiniz. Detoksifikasyonun ikinci adımı sisteminizi yavaş yavaş yeniden kurmaktır. Üçüncü aşama da diyetinizde yaptığınız pozitif değişiklikleri kalıcı kılmaktır. Bu son aşama sizin 30 Günlük Mükemmel Cilt programınızdır.

Neden su değil ?
Bazı detoks diyetleri sadece sıvılardan oluşmaktadır. Birkaç gün hiç katı yiyecek tüketmemek ilginç bir deneyim olabilir! Geleneksel detoks dendiğinde akla ilk gelen sudur; ama günümüzde taze meyve-sebze suları da kullanılıyor. Taze meyve-sebze suları hücrelerinizi ve dokularınızı yeniler, vücudunuzu derinlemesine arındırır ve vücudunuzda biriken atıkların sudan daha etkili bir şekilde atılmasını sağlar. Taze meyve-sebze sularının sindirimi de kolaydır: hiçbir çaba sarf etmeden kana karışır ve detoksifikasyon sürecinizi bozmaz. Sebze-meyve suları aynı zamanda alkalize edici bir Özelliğe sahiptir. Böylelikle ürik asidi ve diğer inorganik asitleri sudan daha iyi nötralize eder. Sudan daha iyi bir arınma sağlar. Suyla yapılan detoksta vücut enerjiye ihtiyaç duyduğunda elindekilerle yetinmek zorunda kalır. Bu da metabolizmayı yavaşlatır. Ancak meyve-sebze sularında durum aynı değildir.

Suyla yapılan detoks, vücudu zorladığı için genellikle önerilmiyor. Bazen suyla yapılan detoksun fiziksel ve duygusal etkileri insanların iyileşme süreçlerini bile uzatıyor. Çok miktarda çevresel toksinle kuşatılmış halde yaşadığımız şu günlerde, bunu yapmak tehlikeli bile olabilir. Çünkü çoğu toksin yağda çözülebilir niteliktedir ve yağ hücrelerinde depo edilir. Bu gömülü atıklar ve kimyasallar sizin dolaşım kanallarınıza hızla karışabilir. Hücreleriniz yağ yakmaya başladığında, aynı zamanda içlerinde barındırdıkları bu toksik atıkları da dışarı çıkarmış olurlar. Kandaki toksin seviyesi yükseldiğinde, dokularınızda ciddi bir tahribat olacak demektir. Kimyasallar kanınızda dolaştığı sürece vücudunuz tekrar tekrar zehirlenir.

Ciltte oluşan bozukluklardan detoksla kurtulun
Mükemmel bir detoks, ciltte harikalar yaratabilir. Beslenme uzmanları yıllardır cilt tedavilerinde arınma diyetlerini ve detoks programlarını kullanmaktadır. Bunun sebebi, yanlış detoksifikasyonun, çok fazla toksinin ve yorgun karaciğerin akne, sedef, egzama, kepek, selülit, uçuk, cilt kuruluğu, impetigo (okul yaraları), vitiligo* ve siğil gibi pek çok cilt hastalığının nedeni olmasıdır.

Sindirim bozukluğu ve alerjiler de bunları tetiklemektedir. Karaciğerde işlev bozukluğu da alerjik cilt rahatsızlıklarına sebebiyet verebilir. Detoksifikasyonu ve sindirimi optimum düzeyde tutmak ve ununla beraber olası alerjileri de göz önünde bulundurmak, bir sürü yan etkisi olan ilaçları kullanmaya gerek kalmadan cildi güzelleştirebilmektedir. Yukarıda geçen cilt rahatsızlıklarından şikayetçiyseniz, bir sağlık uzmanı kontrolünde yapacağınız detoksun büyük faydasını göreceksiniz. Eğer alerjiden şüpheleniyorsanız, yine bir uzman gözetiminde diyetinize düzenlemeler getirin.

Mükemmel cilt için detoksifikasyon
Kapsamlı araştırmalar, müşteri geri bildirimleri ve kişisel deneyimlerin sonucu, besin destekleriyle yürütülen kısa süreli -3-7 gün- sıvı ile arınma süreci, toksinlerin vücuttan atılması için uygulanacak en iyi yöntemdir. Daha kısa sürede de pek çok toksinden arınabilirsiniz, ancak asıl değişiklikleri üç gün sonra görmeye başlarsınız. Program taze meyve-sebze sularından, çiğ ya da buharda hafif pişmiş nişasta-sız, düşük Gl değerli sebzelerden, günde en az sekiz bardak arıtılmış ya da mineral sudan, bitki çaylarından, sebze suyundan ve detoksifikasyona yardımcı olacak protein tozundan oluşmaktadır. Yani aslında o kadar da aç kalmayacaksınız.

3-7- günlük detoks, bütün vücut isteminizi temizler, hücrelerinize hapsolmuş besin dışı atıkları ve inorganik mineral depolarını yok eder. Mükemmel Cilt programınız için de iyi bir başlangıç olur. Kısa süreli detoks bile bol miktarda toksinden arınmanızı sağlayacaktır. Kontrol altında ve klinik ortamında olmadığı sürece, ben yedi günden fazlasını önermiyorum.

Ancak kendinizi hazırlayın! Detoksunuzun ilk iki gününde kendinizi pek de hoş hissetmeyebilirsiniz! Kısa süreli baş ağrıları, halsizlik, baş dönmesi, vücut kokusu, ağız kokusu, dil kuruması,, ishal ve hatta uçuk gibi şikayetleriniz olursa, vücudunuzun kendi kendini arındırmaya başladığını anlayacaksınız. Bu süre içinde sindiriminiz de düzene girecek. İlk birkaç gün cildinizde bazı bozukluklar görebilirsiniz. Eğer toksinleri fazla hızlı atarsanız, cildinizde yaşayacağınız sorunlar daha büyük olur. Benim önerdiğim detoks programının kolaylaştırılmış olmasının sebebi de budur.

Şimdi bir de sindirim sisteminizi ve karaciğerinizi kontrol edin. Sonra da detoks programının size uygun olup olmadığına bakalım.

Gebelik ile ilgili genel bilgiler

Yazan admin Tarih 02 November 08

Gebeliğin ikinci üç ayında sıkça karşı­laşılan şikayetler nelerdir ?
-Mide yanmaları
-Bacak krampları
-Sırt ağrıları
-Ellerde uyuşmalar
-Uykusuzluk
-Hazımsızlık ve kabızlık şikayetlerinde artma
-Cilt çadakları ve cilt renginde koyu­laşma.

Gebeler, bebek hareketlerini en erken ne zaman hisseder ?
Gebeler bebek hareketlerini, ilk gebelikle­rinde, genellikle 5. ayda fark etmeye baş­larlar. Daha sonra gebelik sayısı arttıkça daha erken aylarda da hissedebilirler.

Gebelikte rahat uyuma şekli nasıl olmalıdır ?
Gebeliğin ilerleyen aylarında gebeler yatakta uyurken giderek rahatsız olmaya başlar­lar. Bu rahatsızlıkları azaltmak için yumuşak yastıklardan faydalanabilir.
Gebeler için en uygun yatış pozisyonu, yan yatıştır. Özellikle son aylarda sol yan yatış önerilir. Bu sırada başın altına 2-3 yastık, bacakların arasına bir yastık ve ihti­yaca göre kollar arasına ve sırta bir yastık yerleştirilebilir.
Gebelikte kesinlikle yüzüstü yatış yasaklanır.

Gebelikte mide yanmaları neden olur ?
Mide yanmaları; bü­yüyen rahmin mideyi yu­karı doğru itmesiyle mide ile yemek borusu arasın­daki kapak sisteminin bo­zulması sonucu, mide asi­dinin yemek borusuna kaçması sebebiyle ortaya çıkar. Bu yüzden gebelerin az-az ve sık-sık beslenmeleri,gece 2-3 yastıkla uyumaları gibi önlemler tavsiye edilir. Gebelikte bu yanmalara kar­şı güvenle kullanılan bazı ilaçlarla tedavi sağlanabilir.

Apandisit

Yazan admin Tarih 02 November 08

Yaygın bir hastalık olan “apandisit”, karnın alt kısmında bulunan ve apandis ya da apendiks denilen kör barsağin iltihaplanmasıdır.

“Apendiks vermiformis uzun ince bir boru veya solucan şeklinde ortalama 9 cm uzunluğunda kör bir barsaktır. iki ila 25 cm arasında değişen uzunlukta olabilir. Çocuklarda, yetiş*kinlerden daha uzundur. Normalde karnın sağ alt bölgesinde yer almakla birlikte farklı konumlarda bulunabilir.”

Vücuttaki işlevi lam olarak bilinmeyen apendiks, bademcik gibi lenfoid doku bakımından zengin bir organ olarak tanımlanıyor.

Apandisit nasıl oluşur ?
“Apandisit yüzde 90 oranda, apendiks lümeninin (yani apendiksin iç kısmının) dışkı ile tıkanmasından kaynaklanıyor. Sık görülen nedenlerden biri de tenf dokularının şişmesidir.

Çeşitli nedenlerle apendiksin içi tıkandığı zaman, apen*diks lümeninde sıvı birikir, mikroplar çoğalmaya başlar ve iç basınç artar. Basıncın artması ile apendiks şişmeye başlar ve giderek apendiks dokusunun kanlanması ve beslenmesi bozulur. Daha sonra nekroz (çürüme) ve patlama oluşur.”

Türkiye Hastanesi uz*manları, iltihaplanmayı durdurmanın mümkün olmadığını belirterek “apandisit önlenemez; önlemek için herhangi bir metod veya ilaç bulunmuyor” diyorlar.

Görülme sıklığı
Eldeki verllere göre, apandisit her yasta görülmekte birlikte, en sık olarak genç erişkinlerde, 20-30 yaş grubunda ortaya çıkıyor. 60 yaşından büyüklerde yüzde 5-10 dolayında görülüyor, Çocuklarda en sık 6-10 yas grubunda görülen apandisjtin, 2 yaşından küçüklerde görülme oranı yüzde 2 dolayında kalıyor.

Görülme sıklığı bakrmından cinsîyete göre ilginç tablo gözleniyor, Ergenlik çağından Önce, kız ve erkeklerde apandisit oranı eşit olduğu görülüyor, 15-25 yas grubunda, erkeklerde apandisite 2 kat fazla rastlanıyor. 25 yaşından sonraki dönemde oran tekrar eşitleniyor.

Belirtiler ve tanı
Prof Dr. Hasan Taşçı ile Opr. Dr. Cavit Hamzaoğlu, apandisitin belirtileri ve tanısıyla ilgili olarak şunları söylüyorlar. “Karın ağrısı, iştahsızlık ve kusma temel belirtilerdir. Bunların bir araya gelmesi tanıyı kolaylaştırır.

Karın ağrısı; apandisitin en önemli belirtisidir. Genellikle göbek çevresinde veya mide üstünde başlar. Künt bir ağrıdır, azalma ve çoğalma gösterebilir, ama, hiçbir zaman tamamen yok olmaz. Genellikle 4-6 saat sürer (1-12 saat arasında değişebilir.) Daha sonra ağrı karın sağ alt bölgesine yerleşir. Bazı hastalarda ağrı sağ alt kadranda başlar ve orada kalır Apendiksin değişik yerleşimlerine göre ağrı sırtta, sağ veya sol kasıkta veya mesane üstü ve makatta hissedilebilir.

iştahsızlık, hastaların yüzde 90-95 inde ağrıdan daha önce görülen fakat önemsenmeyen bulgudur.

Bulantı ve kusma; önemli bir göstergedir. Hastaların yüzde 75′inde bulantı görülür. Genellikle hasta bir şey yerse Kusar, midesi boşsa kusmaz.

Bu belirtilerin yanında, hastanın, kabızlık, ishal ve gaz çıkaramama gibi şikayetleri de olabilir. Ancak, bunlar tanı değeri taşımazlar.”

Mauyene bulguları, apendiksin, vücutta yerleştiği yere göre değişebiliyor. Patlama olup olmaması da bulguları etkiliyor. Vücut ısısı bazı kişilerde normal kalmakla birlikte bazılarında 37.5-38 dereceye çıkıyor. Hastanın, fazla hareket etmekten kaçınması ve öksürme zıplama gibi hallerde ağrılarının artması tanı bakımından önem taşıyor.
Prof. Taşçı ve Opr. Hamzaoğlu, apandisitle ilgili önemli bir noktaya işaret ederek; apandisit belirtilerinin, birçok hastalığın belirtilerine benzediğini belirtiyorlar. Bu nedenle bulguların değerlendirilmesi açısından hekimin deneyimi büyük önem taşıyor.

Prof. Taşçı ve Opr. Hamzaoğlu’nun verdikleri bilgilere göre; karın içi lenf bezleri iltihabı, mide ve bağırsak iltihabı, kadın hastalıkları, dış gebelik, mide ve onikiparmak bağırsağının delinmesi, idrar yolları iltihabı ve taşları, safra kesesi iltihabı, pankreas İltihabı ve bağırsak damarlarının tıkanması gibi rahatsızlıklarla apandisit aynı bulguları verebiliyorlar.

Kesin tedavi
Özellikle gençlik döneminde ortaya çıkan bu yaygın rahatsızlığın ilaçla tedavi imkanı bulunmuyor. Ancak, apandisit, tedavisi kolay hastalıklar arasında yer alıyor. Türkiye Hastanesi hekimleri. kesin tedavinin ameliyat olduğunu belirterek, “hasta, laparoskopik (kapalı) veya açık appendektomi yöntemiyle ameliyat edilip, apandisit alınmalıdır” diyorlar. Prof. Taşçı ve Opr. Hamzaoğlu, apandisit ameliyatlarıyla ilgili şu bilgileri veriyorlar:

“Apandisit tanısı konan veya apandisit olabileceği düşünülen hastaların ağızdan beslenmemeleri, ağrı giderici almamaları gerekir. Apandisit, 4 grupta toplanır. Üç gruptaki vakalar;

akut apandisit, perfore (patlamış) apandisit, patlamış ve apse yapmış apandisit, kesin olarak ameliyatla tedavi edilmelidir. Dördüncü grup plastrone apandisittir. Bazen karın içinde omentum adı verilen bir yağ perdesi, apendiksi sarar ve iltihabın karın içine yayılmasını önler. Buna plastrone apandisit denir. Bu durumda hasta hastaneye yatırılır ve gözlem altına alınarak, antibiyotik tedavisine başlanır. Eğer şikayetler gerilerse hasta taburcu edilir ve 6-8 hafta sonra tekrar değerlendirip ve ameliyata alınır.”

Ölüme neden olabilir
Günümüzde apandisit ameliyatları en basit ope*rasyonlardan biri sayılıyor. Ancak tedavisi bu derece kolay olmasına rağmen, ihmal edilmesi halinde. apandisit, tehlikeli bir hastalık oluveriyor. Zamanında ameliyat edilmediği zaman İltihaplı apendiksin patlaması ölüme yol açabiliyor.
Genç erişkinlerde yüzde 15-25, çocuklarda yüzde 50-85, yaşlılarda yüzde 60-90 arasında patlama ihtimali bulunuyor.
Prof. Taşçı ile Opr. Hamzaoğlu, özellikle yaşlılar ve çocuklar açsından apandisitin büyük risk oluşturduğuna dikkat çekiyorlar ve “Yaşlı ve çocuklarda bulgular az olduğundan teşhis konulduğunda patlama olayı gerçekleşmiştir. Bu nedenle ölüm riski çok fazladır.
Genç erişkinlerde apandisitte ölüm oranı yüzde 0.1 in altındayken yaşlılarda bu oran yüzde 50 civarındadır” diyorlar.

Zamanında doktora başvurulduğunda basit; ama, geç kalındığında ölümcül bir hastalık sorunu.

Dikkat edilmesi gereken durumlar
· Karın ağrısı olduğu zaman kesinlikle kendi başınıza ağrı kesici almayın, mutlaka bir doktara başvurun.

· Bazen apandisitte doktorlarda yanılabilir ve yanlışlıkla mide tedavisine başlanır. Eğer ağrınız geçmiyorsa tekrar doktora gitmelisiniz.

· Normal bir apandisit ameliyatı eğer erken teşhis konulursa yaklaşık 15-30 dakika sürmekte ve hasta 1 gün hastanede yatıp çıkmaktadır.

· Eğer apandisit patlamış ise, ameliyatla apandisit alınır, batın yıkanır ve karın içine 1 adet dren (hortum) konulur ve hasta yaklaşık 2-3 gün hastanede kalır.

· Erken teşhis ve doğru tedavi hayat kurtarıcıdır.

· Günümüzde yüzde 100 apandisit tanısını koyduracak tetkik, laboratuvar ve görüntüleme yöntemi yoktur. Bu nedenle hastanın şikayetleri, muayene bulguları ve kan tetkikleri bir arada değerlendirilip teşhis konulur. Şüpheli vakalar ağrı kesici verilmeden takip edilir.

Karnosin - çapraz bağlanmayı önler

Yazan admin Tarih 02 November 08

Tanım: Yaşlanmaya karşı etkili olan diğer bir süper starımız olan karnosin (”karnitin” ile karıştırılmamalıdır), iki amino asidin birleşimidir: alanin ve histidin. Karnosin yüz yıldan daha fazla bir süre önce keşfedildi ve Rusya’da uzun yıllar kullanıldı, ancak anti-ageing özellikleri Batı’da yeni keşfedildi.

Cildin güzelliğine faydalan: Serbest radikallerin en tehlikelilerini -hidroksil radikal, süperoksit, Singlet oksijen ve peroksil radikal- etkisiz hale getiren ve su da çözülebilen bir antioksidandır. Diğer bir önemli özelliği, cildin elastikliğini kaybetmesiyle sonuçlanan glikasyon ve çapraz bağlanmayı önlemede etkili olmasıdır.

Glikasyona uğramış proteinler, hiç uğramayanlardan elli kat daha fazla serbest radikal üretir ve karnosin, bu konuda etkili olduğu bilinen en güçlü amino asittir.

Önerilen günlük güzellik dozajı: 500-1500mg.

ValidRank Button
TOP10TR

Orjinal tema webby-blue Trke eviri Top10TR.Com a aittir | Site Sahibi : Emir Ulugerek |
Copyright © 2007 saglikhealth.com.